Вопрос кадию

Ваше имя*

Ваш e-mail*

Текст сообщения*

captcha

×

«Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.

Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.

Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür.

Allah bilir, siz bilmezsiniz».(el-Bakara,216)

  • photo5881849436202707707

    Yemen’de ABD dronesiyle şehid edilen Arap Yarımadası el-Kaidesi’nin âlimlerinden Haris en-Nazari’nin “Hayırlı Hatırlatmalar” başlıklı vaaz serisinin 16. bölümünüzü ilginize sunuyoruz.

    ***

    Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Hamd, Allah’a mahsustur. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e, Ehline ve ashabına salât ve selam olsun.

    Bundan sonra;

    Buhârî ‘Sahih’inde “İnsanlarla güzel geçinme (Mudarât)” başlığı ile açtığı Bab’da şu hadisi zikrediyor:

    Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: ‘Bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)’ın huzuruna girmek için izin istemişti. Rasûlullah (s.a.v.): “Bir aşiretin kardeşi ne kötü!”(bu adam ne kötü) buyurdu. Ama adam girince ona iyi davrandı, yumuşak sözle hitap etti. Adam gidince:

    – Ey Allah’ın Rasûlü! Adamın sesini işitince şöyle şöyle söyledin. Sonra yüzüne karşı mültefit oldun, iyi davrandın, dedim. Şu cevabı verdi:

    “Ey Aişe! Beni ne zaman kaba buldun? Kıyamet günü Allah Teâlâ’nın yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından korkarak halkın kendini terk ettiği kimsedir.”

    Bu hadis, insanlarla muamelede çok önemlidir. Bu adam Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e geldi. Ve Resûlullah onu kötü sıfatıyla ve ahlakıyla vasfetti. Adam kötü ahlaklı olmasına rağmen Resûlullah ona “mudarât” (yumuşak söz söyledi) yaptı.

    Neden böyle davrandı? Çünkü bu davranış İslam’dan, kendi ahlakından ve Kur’an’dan kaynaklanıyor. Düşmanının veyahut muhatabının ahlakından değil. İslam edebiyle ilgilenen alimler bunu “mudarât” diye isimlendirmişlerdir. Peki mudarat nedir? Cahile bilmediğini öğretirken, fasıkı da yaptığından nehyederken yumuşak davranmaktır. Müdahâne ise mudarâtın tam tersidir. Müdahâne, fasığın içinde bulunduğu durumdan hoşnut görünmektir. müdarât ve müdahâne arasındaki fark şudur: Mudarât incelik taşıyan davranışlarla muamele etmek, müdahâne ise, “onlar isterler ki, yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransın” yani müdahane, onların hatalarından, adaletsizliklerinden, zulümlerinden, itaatsizliklerinden ve günahlarından hoşnutluk duymaktır.

    Daha kolay ve anlaşılır bir şekilde açıklayacak olursak mudarât, dünyanın ya da dinin her ikisinin birden yararına olarak dünyadan bir şeyler feda etmektir. Müdahâne ise, dünyanın yararına olarak dinini terk etmektir. Bundan da anlaşılmaktadır ki mudarât caiz, mudahâne haramdır.

    Şeyh Adem şöyle zikrediyor:

    Bu sünneti yerine getirecek insanların ilki cahile yumuşak davranacak ve insanlarla iyi geçinecek olan (mudarât) mücahitlerdir. Ki onlar Allah’a ve Allah yolunda cihada davet esnasinda sunacakları şeyleri bu yolla sunarlar. Bu sünnetin hayırları cezbettiğine, şerleri def ettiğine şüphe yoktur. Bu sünnet insanların kalplerini birleştirir ve hakkı gönüller arasında taşır. Ayrıca sevgili Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in kavli ve ameli sünnetine ittiba eden kimse izzet zamanında Allah’ın kendisine hidâyet vereceği kimselere İslam’ı ancak bu sünneti yerine getirmekle sevdirir.

    Şeyh Ebu Muhammed el-Makdisî de meşhur eseri “30 Risale”de, “Haram olan mudahane veya meşru olan mudarât arasinda ayrım yapmamak” başlığı altında şunları zikretmiştir:

    Aşırıya kaçan bu kişilerden, muhalifini bid’atçilik ile suçlayan ve hatta Allah-u Teala’nın dininde küfür türünden olmayan sebepler ile onu tekfir eden bazı kişiler gördüm. Bunların zayıf akılları nedeni ile tekfire sebep olarak algıladıkları fiil veya sözlerden bazıları mübah olan mudarat türünden ve yine bazıları da haram olan mudahane türünden olan şeylerdir. Kâfirler ile oturtup kalkan veya ziyaret eden, yanlarına giren, yüzlerine gülümseyen, onlara yumuşak muamele de bulunan herkesi tekfir etmektedirler. Dolaıisıyla onlara göre; kafirler ile tokalaşan, şakalaşan ve yalakalık yapanlar evveliyetle tekfir edilmeyi hak etmektedirler. Doğru olan ise bu tavırların tamamını aynı seviyede değerlendirmemektir. Sadece bu tavırlara binaen insanları tekfir etmek caiz degildir. Davet maksadı ile kafirleri ziyaret etmek, onlarla oturmak, yanlarına girmek, yumuşak dil ile hitapta bulunmak, en iyi yol ile onlarla tartışmak, hikmet ve güzel öğüt ile onlara açıklamada bulunmak meşru olan tavırlardır. Sahih-i Buhari’de geçen bir hadiste Resulullah (s.a.v), hasta olan Yahudi çocuğu ziyaret etmiş, onu dine davet etmiş ve o çocuk da bu davete icabet etmiştir. Dolayısıyla Müslümanın, hasta olan kafiri ziyaret etmesi ve Müslüman olmasını umarak ona iyilikle muamelede bulunması caizdir.

    Bir insan müdarât ibadetini yapacağı zaman uygun bir vakitte yapmalı. Sinirli olduğu ve sakin olduğu bir vakit vardır. İşte bunun hikmeti, burada her şey yerli yerinde yapılmalıdır. Yani müdarât, Resulullah’ın ahlakından bir ahlak olmasından dolayı uyulması gereken bir sünnettir. Mudahâne ise kınanmış ve menfur bir davranıştır.

    Allah (Subhanallahu ve Teâlâ)’nın sözümüzü ve amelimizi hikmetle rızıklandırmasını diliyoruz. Allah hayrınızın karşılığını versin.

    Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah

    Kaynak:Sosyal Medya

    VDagestan

    Другие материалы автора Admin_TR:

    Leave a Reply


     
  • VD Online

  • SON YAZILAR

  • POPÜLER YAZILAR

  • Tags

  • Ваше имя*

    Ваш e-mail*

    Текст сообщения*

    captcha