Вопрос кадию

Ваше имя*

Ваш e-mail*

Текст сообщения*

captcha

×

«Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.

Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.

Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür.

Allah bilir, siz bilmezsiniz».(el-Bakara,216)

  • zırh-giy-ey-islamın-askeri-ebu-amir-el-naci-1200x545_c

    بسم الله الرحمن الرحيم

    Mücahid olmak, eşsiz bir değer ve kıymetli bir hazinedir. Kendini İslam’a ve Müslümanlara feda eden mücahidin her türlü hastalık ve yaralardan çok titiz bir şekilde koruması gerekir ki bu İslam savaşlarından bir savaş olan bu savaş devam edebilsin.

    Burada sözüm birinci dereceden liderleredir ki asil kahramanların canlarını korumalarının önemini onlara teşvik etsin, korumaya yönelik olarak onları zorlasın. Bu, Peygamber Mustafa (sav)’in gazvelerinin çoğunda yaptığı nebevî sünnete uymadır. Sonra İslam kahramanlarının en cesurlarının savaşlarda zırh ve miğfer giymeleridir ki bu, Allah’ın bize emretmiş olduğu sebeplere yapışmadır. “Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın.”

    İbnu’l Kayyım der ki:  “Allah’ın şer’î ve kaderî olarak koyduğu sebeplere yapışmak onu kullanmak tevekkülün tam olmasıdır. Şüphesiz Allah Rasûlü (sav) ve  onun ashabı, tevekkül bakımından yaratılmışların en mükemmelidirler onlar düşmanlarıyla karşılaştıklarında silahın her türüyle kendilerini koruyorlardı. Rasûlüllah (sav), başının üzerinde miğfer varken Mekke’ye girdi. Allah, O’na: “Allah seni insanlardan korudu” ayetini indirdi.[1]

    EN CESUR SÜVARİLERİN YOLU

    İslam gençlerinin çoğu savaşlarda zırh ve miğfer giymekten cehalet içerisindedir. Hiç şüphesiz o, nebevî bir sünnettir ve raşidlerin yoludur. Cehaletlerinden dolayı onların bazısını, zırh ve miğfer giyen kimselerle alay ettiklerini, onları küçümsediklerini görürsün. Hâlbuki bu koyu bir cehalettir. Bunun izale edilmesi gerekir. Yinebu cehaletin kaldırılarak bu sünnetin mücahitlerin ortasında yayılması için gayret sarf edilmesi gerekir.

    Savaşlarda bedeni koruyacak şeylerin giyilerek vücudun korunması Peygamberlerin, onların değerli arkadaşlarının edindiği, tuttuğu yoldu. Onlar ki, en cesur süvariler, en cesur kahramanlardı. Onların çoğu Allah yolunda her şeyini veren, harcayan kurban olanlardı. O gün zırh giymek ne korkaklık ve ne de zayıflıktı. Miğfer giyme kurban olmada, şehadeti istemede, yiğitlikte Allah’a olan tevekkülde bir eksiklik olmadı. Değerli sahabi Ebû Dücâne(ra) miğferinin üzerine kırmızı ölüm sarığı takıyordu.[2]

    Kurtubî, Allah Tealanın Davud as.’a zırh yapımını öğrettiği şu sözü hakkında der ki: “Ve Davud’a sizin faydanıza olarak giyecek elbise (zırh) yapma sanatını öğrettik ki” ; Bu ayet, mal üretmeye ve sebeplere yapışmaya asıldır. Ve o, akıllıların, aklını kullananların szüdür. Bu zayıf kimseler için kılınan, söylenen bir sözdür, diyen aptal ve cahillerin sözü değil. Sebep ve sebebe yapışmak, Allah’ın yarattıkları üzerine bir sünnetidir. Her kim bunu kötü görürse, bunu karalarsa Kitab’ı ve Sünneti karalamıştır.[3]

    Yüce Allah’ın Kitabında;

    “Bir de Davud’a sizin için elbise, zırh yapma sanatını öğrettik ki sizi savaşlarınızda korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?”

    Zırhı ilk yapan kimse nebimiz Davud (a.s.)’dır. Allah Teala onun hakkında şöyle dedi. “Bir de Davud’a sizin için elbise, zırh yapma sanatını öğrettik ki sizi savaşlarınızda korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?” Müfessirler dediler ki; Burada ki elbiseden kasıt zırhtır.

    Katade dedi ki: “Halkalı zırhları ilk imal eden kişi Davud (a.s.)’dır. O zamana kadar zırhlar düz parçalardan oluşuyordu bunları ören ve halkalar halinde ilk yapan kişi odur.[4]

    Allah Teala’nın şu sözü; “Şimdi siz şükrediyor musunuz?” burada ki şükretme, Zırh yapımını, bize öğrettiğinden dolayı Mevla’ya şükretmemiz gereken bir nimet olduğuna işarettir.Onu giyen kimse nerede onunla dalga geçen kimse nerede?

    “Uzun ve bol” elbise, zırhlar demektir. Şayet burada hitap Peygamberlerden bir Peygambere yönelik ise ki O, güçlü ve dev gibi Calutu muharebede öldüren cesaret sahibidir. Ona olanın, ondan cesaret bakımından daha aşağı olanlara olması daha evladır.

    Burada Allah-u Teâla’nın Nebisi Davud (as.)’ a zırhı yapmada çok titiz, mükemmel yapması hususunda bir yol gösterme vardır.

    Savaşlarda zararlardan koruyacak zırhlar yapma imkânı ve becerisini veren Allah’tır.Böylece Allah, Müslüman olasınız diye üzerinize olan nimetini tamamlıyor.

    Kurtubi dedi ki; Alimler şöyle dedi: Allah Teala’nın bu sözü; (savaşlarda zararlardan koruyacak zırhlar) kulların düşmanlarıyla savaşlarında kendisiyle yardım olunacağı cihat aletlerine techizatına yapışması gerektiğine dair bir delil vardır. Nebi sav. şehadeti istiyor olduğu halde yaralanmalardan koruyacak elbiseler giymiştir. Kulun şehadeti istemesi mızrak darbelerine ve kılıç vuruşlarına teslim olması demek değildir. Fakat o, savaş zırhını giyer ki düşmanıyla olan savaşında güçlü olsun ve Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye savaşır. Ve Allah da bundan sonra dilediği şeyi yapar.[5]

    Yahya bin Selam, İbn Abbas’tan onun şöyle okuduğunu nakletmiştir. Umulur ki siz salim, güvende olursunuz yani, yaralanmalardan; yani zırhları giyerek.[6]

    Muhammed (s.a.v) ‘in Hayatından;

    Bedir Gazvesi

    Sahih-i Buhari’de İbn-i Abbas (r.a.)’dan; Rasulullah (s.a.v) Bedir günü bir çadır içerisinde bulunurken, “Ey Allah’ım, ben senden vadini verdiğin sözünü istiyorum. Allah’ım, eğer helakımızı dilemişsen artık bu günden sonra sana ibadet edilemez diye dua etti. Sonunda Ebu Bekir (r.a.) elinden tuttu ve Ey Allah’ın Rasulü; artık sen yeteri kadar ısrarlı bir şekilde Rabbine dua ettin bu dua sana yeter dedi. Rasulullah (s.a.v) zırh içerisinde idi, dışarı çıktı ve kendisi (yakında o topluluk hezimete uğrayacak arkalarına dönüp kaçacaklardır, dedi.[7]

    Uhud Gazvesi

    İbn-i İshak dedi ki; Rasulullah (s.a.v) öldürüldü diyen insanların sözüyle hezimetten sonra Rasulullah (s.a.v)’ı tanıyan ilk kimse Zühri’nin bana söylediği söz ki; Kab bin Malik, miğferin altında parlayan iki gözünden onu tanıdım ve en yüksek sesimle bağırdım: Ey Müslüman Topluluğu! Bu, Rasulullah (s.a.v.). O ise hemen bana sus diye işaret etti.

    Sahihayn’de: Rasulullah (s.a.v.)’ın yüzü yaralandı, kesici dişleri kırıldı ve kafasındaki miğferi parçalandı.[8]

    Uhudda onun yüzü isabet aldı, miğferin iki halkası iki yanağına girdi.

    Hamraul-esed Gazvesi

    Hamraul-esed günü  Nebi (s.a.v.)’nin üzerinde zırhı ve miğferi vardı yalnız gözleri görünüyordu.[9]

    Hendek Gazvesi

    Rasulullah (s.a.v.) ayakta idi üzerinde de zırh ve miğfer vardı.[10]

    Benî Kureyza Gazvesi

    Katade’den dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) o gün bir çağırıcı, münâdi gönderdi. Ey Allah’ın kahraman atlıları! Binin! Zırhını, miğferini giydi eline mızrağını aldı kalkanını kuşandı, atına bindi.[11]

    Ğabe Gazvesi

    Sad bin Zeyd el-Eşheli dedi ki: Yevmu’s-Serh gününde (gazveye bu ad da verilmiş) bize bir çığlık bir yardım isteme sesi geldi ben Abdu’l-Eşhel oğulları içindeydim hemen zırhımı giydim, silahımı aldım, atın üzerine bindim Rasulullah (s.a.v.)’e vardığımda üzerinde zırh ve miğfer vardı gözlerinden başka bir yerini göremedim.

    Mekke’nin Fethi

    Rasulullah sav. gündüzün bir saatinde evinde bulundu, dinlendi, yıkandı sonra devesi Kasva’yı getirtti. Bab-ı Kubbe’ye doğru yöneldi, silahlanmaları çağrısında bulundu onun başında da miğfer vardı ve insanlar onun etrafında dizildiler.[12]

    Sahih-i Buhari’de: Enes bin Malik (r.a.)’den, Rasulullah (s.a.v.) fetih yılı başının üzerinde miğferle Mekke’ye girdi.[13]

    Huneyn Gazvesi

    Rasulullah (s.a.v.), beyaz katırı düldülün üzerine bindi iki zırh ve miğfer üzerinde idi sıra sıra dizilenleri karşıladı birbirlerinin ardı sıra vadiye inenlerin etrafını döndü, onları savaşa teşvik etti, cesaretlendirdi ve eğer doğru olurlar, sabrederlerse fetihle onları müjdeledi.[14]

    Arap milleti, zırhları ve miğferleri giyen kimseyi hor hakir görmedi, küçümsemedi aksine bunu yapan süvarileri, kahramanları övüyor, methediyordu.

    Kab bin Züheyr, Nebi (s.a.v.) ve sahabesini Lamiya Kasidesi’nde överek der ki:

    Savaşlarda Davut (a.s.)’un ördüklerini,

    Elbise olarak giyenler kahramandırlar, izzetlidirler.

    Ka’b bin Malik der ki:

    Uzun ve bol elbise giymiş bedenleri görürsün,

    Sapasağlam zırhlar giyinmiş kahramanlardır onlar.

    Ve Bedir’de:

    İçimizde Allah’ın Rasulü ve onun çevresinde Evs

    O’nun için onlardan yardımcı ve şerefli bir sığınak vardır

    Benî Neccar topluluğu O’nun sancağının altında

    Yürürler heyecanla zırhlar içinde tozları kaldırarak.

    Bilakis Araplar zırh kuşanmış süvarileriyle hasımlarını tehdit ediyorlardı. Ebu Talib’in Nebi (s.a.v.)’ye suikast niyetinde olanları tehdit ederek söylediği gibi:

    Allah’ın evine yemin olsun ki onu öldürme hususunda yanıldınız,

    Zırhlar içindeki bir kavim size ayaklanıyor,

    Her mücrime karşı kendi değerlerini savunuyor.

    Bilakis uzun zırhlar giyerek kuşatan derileriyle övünüyorlardı. Amr bin Gülsüm’ün muallağatında kabilesinden süvarileri vasfederek söylediği gibi:

    Bizim üzerimizde miğfer ve yemeni bir zırh vardır,

    Kılıçlar kınından çıkmış ve dikilmiştir,

    Sanki onların sırtları dere sırtı gibidir,

    Rüzgar estiği zaman onu harekete geçirir.

    Son söz:

    Ve son olarak, bu, zırh ve miğfer hakkında zikrolunan kısa bir gezintidir. Belki o, değerli liderlerin savaşlarda ve gazvelerde sağlam giyinme, miğfer takma hususundaki gayretlerini, şevklerini harekete geçirmede bir katkı sağlar. Bu, onların yapımına veya satın alımına bir katkı sağlar ki İslam kahramanlarının ve akide süvarilerinin korunması olsun. Lider kardeşim bu değerli ruhların durumunu ihmal etmekten dikkatli olsun. Şüphesiz Allah, gençlerin korkudan saçların beyazladığı gün onları senden soracak.

    Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

    Hicrî, Şevval 1438.

    Ebu Amir El-Naci

    Kaynak: es-Sahab Medya

    [1]Zadu’l-Mead; 3/421.

    [2]Beyhakî, Sünenü’l-Kübra; 6/309.

    [3]Kurtubî Tefsiri; 11/321.

    [4]Kurtubi Tefsiri; 11/320.

    [5]Kurtubi Tefsiri; 10/160-161.

    [6] Yahya b. Selam Tefsiri; 1/80.

    [7] Sahih-u Buhari; 4875.

    [8] Sahih-u Buhari; 2911. Sahih-u Müslim; 1790.

    [9]Meğazi, Vakidî; 1/337.

    [10]Meğazi, Vakidî; 2/469.

    [11]İmtau’l-esma; 1/245.

    [12]Meğazi, Vakidî; 2/831.

    [13] Sahih-i Buhari; 3044.

    [14]Meğazî, Vakidî; 897.

    Другие материалы автора Admin_TR:

    Leave a Reply


     
  • VD Online

  • SON YAZILAR

  • POPÜLER YAZILAR

  • Tags

  • Ваше имя*

    Ваш e-mail*

    Текст сообщения*

    captcha